DILIN KÖLELIGI
28/8/2006 · Kategori: hikayeler
Bir zamanlar ormanda bir papağan yaşarmış,
Her gün konuşur durur, coşar ve de taşarmış.
Yalnız onun kusuru dedikodu, gıybetmiş,
Bu sebepten ne kadar dost, arkadaş kaybetmiş.
Her gün bir olay olur, her gün kusur işlermiş,
Sonra da 'Bu dert neden başıma geldi?' dermiş…
Ömrü hapiste geçmiş bizim şu gevezenin,
Hakkında konuşurmuş ulu orta herkesin…
Bazen ona çatarmış, bazen buna çatarmış,
Her şeyi birbirine karıştırır katarmış…
Ama bunun acısı çıkarmış biraz sonra,
Düşermiş bay papağan her sözü ile dara.
Bir gün bu durumunu bilge tavusa sormuş,
Derdi içini yakan bir alevmiş, bir kormuş…
"Hayatım kölelikle geçti ey bilge tavus,
Beni bu hâle söyle düşüren hangi husus…"
Böyle yakınmış durmuş bay papağan sitemle,
Nedir benim kusurum ve bunun çaresi ne?
Bilge tavus dinlemiş onu pek uzun zaman,
Sonra ona derdini güzelce etmiş beyan.
Demiş: "Senin kusurun çok konuşmak arkadaş,
Onun için ömrünce sana dert olmuş yoldaş."
Böyle kusurların da çaresi tek bildiğim,
Boş konuşmamak ancak, konuşmak hikmet, ilim.
Hele hele sırrını başkasına söylersen
Esir olmaktan asla kurtulmazsın dostum sen…
Eğer hikmetli bir söz yoksa söyleyeceğin,
Sus, konuşma, hayırsız sözler etmesin dilin.
Böyle anlar dilini hapset ağzın içine,
Düşme bir ömür asla dilin köleliğine.
Kalıcı Bağlantı Yorum (7) Yorum yaz!Arkadaşına Gönder!
7 yorum yazılmıştır
Yazan:Kleopatra81 | Tarih: 2006-08-31 12:58:02Konu: acaba dedim?
verdiğiniz adresi inceldim..önce ürktüm, sonra şaşırdım,hatta inanamadım..kıyıya vuran denizkızının cesedi olamaz o fotomontajdır..ama çok ilginç anlar yaşattı bana..
teşekkürler..
Bağlantı » »
Yazan:sevgicicegii | Tarih: 2006-08-31 11:08:08Konu: DİLİN ÖNEMİ VE KEMİĞİ
Merhaba sevgili hemşerim,
Güzel bir şiirdi, hem eğitici ve hem hiciv... Ben de benzer bir katkı yapayım.
ENGİN OL GÖNÜL ENGİN OL
Gel ha gönül havalanma
Engin ol gönül engin ol
Dünya malına güvenme
Engin ol gönül engin ol
Şu dünyanın hali böyle
Yalan yahşi geçer şöyle
Söyledikçe engin söyle
Engin ol gönül engin ol
Gökte uçar huma kuşu
Bilmeyenler atar taşı
Enginlik gönülün işi
Engin ol gönül engin ol
Teslim Abdal özüm haktır
Sözümün yalanı yoktur
Engin söyle büyüklüktür
Engin ol gönül engin ol
LAKERDA, ÇİROZ VE BALIĞIN CİNSİYETİ
BÜLBÜLÜN çektiği dili belasıdır, demişler "Bana benden olur her ne olursa / Başım rahat eder dilim durursa" diye de eklemişler.
Bizim gibilerin ise derdi dil'den değil, yazı'dan yana!
Hani geçenlerde "ipe dizilen lakerda" diye bir yazı yazmıştık...
Aziz meslektaşlardan biri, lakerda, ile çiroz'u karıştırmış, biz de, ipe dizilip kurutulanın, yağsız uskumru balığı olduğunu, çiroz dendiğini, lakerdanın ise torik balığından tuzlu suya, salamuraya basılarak yapıldığını belirterek "isterseniz tarif edelim!" diye bilgiçlik taslamıştık.
* * *
VAY sen misin bunu yazan!
Kimisi lakerdayı, kimisi çirozu, kimisi de ikisini birden soruyordu. "Tarif et de okuyalım!" diyenlerin bir kısmının, bizi imtihan edip çuvallatmak niyetinde olduklarını anlıyorduk.
* * *
EHHH çirozun çiftinin yedibuçuk kuruşa satıldığını, torik balığının ise denize dökülmesin diye yatılı okullara, kışlalara, Darülaceze'ye bedava dağıtıldığını yaşayanlardan olduğumuz için, çirozun da, lakerdanın da nasıl yapıldığını az çok biliriz.
* * *
LAKERDA torik balığından yapılır, en makbulü "zindan delen" denilen çok sivri burunlu olanıdır. Toriğin başı kesilir atılır, kuyruk, dış kılçık ve pulları temizlenir. Sonra balık enine kalın kalın dilimlenir, bunlara "takoz" denilir. Her dilimin ortasında kalan omurganın içindeki omirilik bir çöple, mesela süpürge çöpüyle bir aşağı, bir yukarı dışarı çıkarılır. Eğer ilik omurganın içinde kalırsa, lakerda kurtlanır. Balığın karın deliklerindeki kan da bol suyla akıtılır ve parçalar yarım gün süzülmeye bırakılır.
Balık iyice süzüldükten sonra tuzlu suya, salamuraya konur, serin bir yerde üç - dört gün bekletilir. Sonra balık iyice tuzlanır, konulacak kabın, altına bir kat tuz konur, üstüne balık, yine bir kat tuz, yine balık, ya soğuk hava deposuna ya kavanozda yapmışsanız buzdolabına konur, bekletilir. Balığın rengi değişip, pembeden beyaza dönmeye başladığı zaman lakerda hazır demektir. Bundan sonrası el maharetidir, lakerdanın derisi, çok keskin, ince bıçakla çıkartılır ki, lakerdacı, değme cerraha taş çıkartır. Eğer yanında kırmızı soğan da varsa, şişeyi de açmışsanız, lakerdanın keyfine doyum olmaz.
* * *
GELELİM çiroza...
Bir zamanlar Karadeniz'den Marmaraya sürüler halinde uskumru balığı gelirdi, kasım başından mart sonuna kadar İstanbul halkı, haftada birkaç kere uskumru yerdi, tabii ızgarasını... Bir de uskumrunun dolması yapılırdı ama, o herkesin karı değildi.
Nisan başından mayıs sonuna kadar uskumru yumurtalarını atar, yağsız ve lezzetsiz olduğu için yenmez; işte bu balık tam çirozluktur. Kulak ve bağırsakları temizlendikten sonra, büyük fıçılardaki tuzlu suya yatırılır, yarım gün bekletildikten sonra çıkarılır, suyu süzülür, kuyruklarından ipe dizilir, sekiz - on saat deniz suyunda yatırılır, sonra sergi denilen tezgahlara konularak güneşte kurutulur. Beş günde, bir haftada kurutulan çiroz en makbulüdür.
* * *
BARİ oldu olacak çiroz salatasını da anlatalım da, bulursanız afiyetle yiyin!
Balık, yanmayacak kadar, ateşte bir iki çevrilir, yağlı kağıt arasında tahta havan tokmağı ile dövülür, tiftiklenir, kılçığı çıkarılır, kayık tabağa konur, üzerine "miktar - ı kafi" sirke, zeytinyağı geçirilir ve dereotu serpilir.
Diyeceksiniz ki, "Biz balık lokantalarında, meyhanelerde yine çiroz yiyoruz!"
Sizin o yediğiniz çiroz, istavrit ya da uskumrunun uzaktan akrabası kolyoz'dur, uskumru var mı ki, çirozu olsun...
* * *
BU kadar balık lafı ettikten sonra, bir balık fıkrası anlatmak şart olmadı mı?
Paşanın konağındaki aşçı ile yamağı palamut balığının cinsiyeti üzerine tartışmaya başlamışlar, "Erkek mi, dişi mi?" diye.
Biri "dişi"dir demiş, öbürü "erkek"tir diye dayatmış.
Sonunda aşçıbaşı çareyi bulmuş:
"Çıkıp paşaya soralım!"
Yamak şaşkın:
"Paşa bilir mi?"
Aşçı rahat:
"O da bilmesine bilmez ama, dediği dediktir!"
Bu fıkranın siyasi tarihimizde yeri vardır, "12 Eylül" döneminde bunu yazdı diye - galiba Mehmet Kemal - başı derde girmişti.
Bağlantı » »
Yazan:acilarparki | Tarih: 2006-08-31 10:56:27Konu: slm
günaydınlar
bu ufaklıklar yine çok yordu seni anlaşılan
hala yeni yazı yok :)
hayırlı sabahlar
Bağlantı » »
Yazan:acilarparki | Tarih: 2006-08-30 10:20:47Konu: slm
günaydınlar
hayırlı sabahlar dilerim sana
Bağlantı » »
Yazan:evkedisi | Tarih: 2006-08-30 03:52:58Konu: papağan
çok güzel bir yazıydı, tabii anlayana.
insanın başına ne gelirse dilinden gelir zaten...
Bağlantı » »
Yazan:acilarparki | Tarih: 2006-08-29 12:06:15Konu: slm
nerelerdesin kardeş sen?
Bağlantı » »
Yazan:acilarparki | Tarih: 2006-08-28 10:56:20Konu: slm
bu tavus ne güzel söylemiş öyle ylahu...
boş konuşmayacaksın arkadaş,.,,,,
kimsenin arkasındanda dedikodu yapmayaaksın
papağanları sevmiyorum ben artık
Bağlantı » »