BES MAYMUN

7/7/2006 · Kategori: hikayeler

Bir gün bilim adamlarının kafalarına esmiş, çok enteresan bir deney yapmışlar... Önce bir kafesin tavanına bir hevenk muz asmışlar. Sonra bu kafese hiçbir şeyden habersiz beş zavallı maymuncuğu doldurmuşlar. Muzu gören maymunların gözleri parlamış tabii. Hemen birisi atılmış, kafesin tellerine tırmanarak muza doğru seğirtiyormuş ki... dışarıdan tazyikli su tutarak maymunu aşağı indirmişler. Gariban, başına ne geldiğini pek anlamamakla beraber paldır küldür yere inmiş. Derken öbürü atılmış muza, tabii onu da ıslatmışlar hemen. Öbürü, öbürü ve hepsi aynı şekilde ıslatılmışlar böylece. Ve sonuçta, tavanda sallanan enfes muzlar ve onları almaya cesâret edemeden altında bekleyen beş ıslak maymundan müteşekkil bir manzara çıkmış meydana.

Ardından ıslak maymunlardan biri kafesten çıkartılıp, yerine bir kuru maymun koyulmuş. Yeni gelen, tavanda sallanan güzelim muzları görür görmez atılmış hâliyle. Öbürküler tecrübeliler tabii. Hemen yakalayıp alaşağı etmişler kuru maymunu. Sonra da belki dersini almamıştır diye bir güzel de dövmüşler. Böylece, dördü ıslak biri kuru ama hiç biri de muzları almaya yanaşamayan maymunlar elde edilmiş.

Bir sonraki aşamada bir ıslak maymunla hiçbir şeyden habersiz bir kuru maymun daha değiştirmişler. Aynı şeye teşebbüs edince, üç ıslak bir kuru maymundan ve bilhassa da kuru olanından esaslı bir sopa da o yemiş.

Bu işlemi tekrar etmişler. Sırayla önce iki kuru iki ıslak sonra üç kuru bir ıslak maymun kafese yeni giren kuru maymunu ilk teşebbüsünde hemen cezâlandırmışlar.

Nihâyet son denemede, kafesteki son ıslak maymunu da çıkartarak yerine bir kuru maymun koymuşlar. Netice ibretlik olmuş. Niçin olduğunu bilmedikleri halde dört kuru maymun niye olduğunu anlayamayan bir kuru maymunu muzu alma teşebbüsüyle hemen yakalayıp bir güzel pataklamışlar.

İşte ideolojilerin tabulara dönüşümünün hoş bir anlatımı...

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Kalıcı Bağlantı Yorum (6) Yorum yaz!Arkadaşına Gönder!

6 yorum yazılmıştır

Yazan:sevgicicegii | Tarih: 2006-07-12 00:58:42
Konu: MEBUS MU OLACAKSIN?



Küçük Mustafa sabahtan beri durmadan ağlıyordu. Gözleri kan çanağına dönmüştü. Umutsuz bakışlarını annesi Fatma Hanıma çevirdi. Onun da gözleri yaşarmıştı. Annesinin elinden tutarak.
- Okuyup büyük adam olacağım, diye bağırıyordu. Babası Hakkı Çavuş orağı törpüyle biliyordu.
- Okuyup da mebus mu olacaksn? Tarlada çalışrr, ekmeğimizi paylaşır, yaşar gideriz Umurlu’da, diyordu.
Fatma Hanım daldı, gitti. Beyi de kendisi de Balkanlardan göç gelmişlerdi. Yunan Nazilli’ye gelince Çiftlik köyüne kaçmışlardı. Sakat ayakla çektiği acıları duyumsadı. Hakkı Çavuşla orada evlenmişti. Kadınlar çanak çalıvermişti çalgı yerine. Oradan Bozdoğan’a gitmişlerdi. Hakkı Çavuş, Arap yüzbaşının emrinde, efelerle beraber kurtuluş için savaşıyordu.
Anadolu’nun en sancılı günleriydi. Bir sancı bir sancı Fatma Hanımda. Karnına hançer saplanmıştı sanki. Küçük Mustafa’sını doğurduğunda Cincin köyündeydi. Sakarya Savaşının kazanıldığı günlerdi. Tüm acılara karşın halkın yüzü gülüyor. “Yaşa bin yaşa Mustafa Kemal Paşa” diye türküler söylüyordu. Tüm Anadolu’nun, ezilen dünya uluslarının gözdesi Mustafa Kemal Paşaydı. Hakkı Çavuş Aydın’dan gelmişti. Her tarafı toz, duman. Oğlunu görünce yüzü şavkıyıverdi.
- Mustafa Kemal olsun adı!.. Büyük komutanımızın adını koyacağım oğluma, diyordu. Dertleri uçup gidivermişti üstünden.
Kurtuluştan sonra Umurlu’ya yerleştiler. Umurlu’ya ilkokul açıldığında oğlu Mustafa Kemal de yedi yaşına basmıştı. Mustafa’sı ilkokula başladığı yıl Atatürk Umurlu’ya gelmişti. Nasıl coşkuluydu insanlar... Beyaz tiren göründüğünde.
- Yaşa, Varol Paşam!.. Allah seni başımızdan eksik etmesin!.. Alkışlar, alkışlar... Mustafa’sı günlerce sayıklamıştı.
- Ben Atatürk’ün elini gördüm anne. Kocaman, dağ kadardı diyordu.
- Yoksulluğun gözü kör olsun, dedi anası, kendi kendine. Çocuğunun kumral saçlarını taradı parmaklarıyla. Hakkı Çavuş da oğlunun okumasını isterdi ama, yoksulluk kapıya bastırılacak şey değildi. Mustafa subay okulu sınavına da katılmıştı. Kibrit gibi iki ayak, iki de kol. Üstünde çekiç gibi bir kafa, sıtmadan davul gibi şişmiş bir karın. “Bu vücutla subay olamazsın” dediler. Paramparça olmuştu Mustafa’nın umutları.
Annesi, kardeşine mektup yazmıştı Elazığ’a.“Kardeşim, oğlum Mustafa’yı ne olursun okut”, diye. Elazığ’da subay olarak askerlik yapan kardeşi Mahmut Özay’dan mektup geldi.
- Mustafa’yı, annemle beraber gönderin. Onu ben okutacağım, diyordu. Çocuğu tutabilirsen tut. Babası da karşı çıkmadı görünüşte ama;„
- Bu çocuk Elazığ’a varasıya yollarda ölür, diyordu. Fatma Hanım da şafak atmıştı. Bir ananın söyleyemeyeceği şeyleri haykırdı.
–Ölürse yollarda ölsün! Kalırsa kahrından ölecek! Dayısı onu doktorlara gösterip iyileştirir! deyince yollar açılıverdi.
Yıllar sonra Mustafa Kemal Yılmaz şöyle anlatıyordu.
- Sevinçten uçuyordum. Ninemle yollara düştük. İstasyondan tirene bindik. Bir elimizde koca bir toprak testi. Öbür elimizde bir bohça ekmek, zeytin, incir... Gide gide tükenmiyor yollar. Afyon istasyonunda testinin suyunu tazeledik. Ne filizler uç veriyor içimde. Dört gün sonra dayıma ulaştık.
Dayım beni bir sınavdan geçirdi. Doğru dürüst okumayı bilmiyorum.
- Sen bu yıl okula gitme. Beraber çalrşarak okumanı ve bilgini geliştirelim, dedi. Her gün deliler gibi çalışıyorum. Dayım da yardımcı oluyor. İkinci yıl dayımın ataması Malatya’ya ortaokuluna oldu. Bende ortaokulu orada başladım. Dayımı mahçup etmemek için durmadan derslerimi çalışıyorum. İkinci sınıfı Siirt’te, üçüncü sınıfı da Aydın’da tamamladım. Dayım yüksek okula gittiği için yine ortada kaldım.
Lise birinci sınıfı Eskişehir’de amcamın yanında okumaya başladım. Tüm gereksinmemi o karşıladı. Amcamın ekonomik kaynakları da kısıtlıydı. Ona fazla yük olmamak için Umurlu’ya döndüm.
Bir gün Milli Eğitim Bakanına bir mektup yazdım. “Yoksul bir öğrenciyim. Ortaokulu bitirdim. Okuyamıyorum. Okuyup, yurduma yararlı bir insan olmak istiyorum,” diye. Hemen yanıtı geldi. “Diplomanı alarak, bu mektupla beraber Balıkesir Öğretmen Okulu’na başvurunuz”, diyordu.
Annem komşumuz makineci Zehra Teyzeye, pijama, gömlek diktiriverdi. Onları aldım. Bir koca paket de kuru incir alarak Balrkesir’e gittim. Elimdeki belgeleri okul müdürüne verdim.
- Sen git yemekhanede yemeğini ye. Uzun yoldan geldin. Acıkmışsındır, dedi. Sıcacık güzel güzel yemekler. Mutluluktan uçacağım. Sonradan müzik öğretmeni olduğunu öğrendiğim bir öğretmen beni çağırdı.
- Bu okulda müzik çok önemlidir. Mandolin, keman gibi müzik aletlerini çalabiliyor musun? dedi. Ben de,
- Çalamıyorum öğretmenim, deyince.
- O zaman seni okula alamayız, dedi. Bir anda dünyam yıkılıverdi. Hıçkıra hıçkıra ağlıyorum.
- Ne olur öğretmenim!.. çok çalışırım. Beni geriye yollamayın diye hem ağlayıp hem de yalvarıyorum. O da çok üzüldü.
- lstiklâş Marşı’nı söyleyebiliyor musun? dedi.
Ben hemen hazır ola geçtim. Gözümden yaşlar inci gibi dökülüyor. “Korkma sönmez bu şafaklarda güzel al sancak” diye söyledim.„
Öğretmenim de;
- O zaman beş lira getir de sana bir mandolin alalım. Çok çalışarak onu çalmayı öğren, dedi. Beş lira büyük para. Nereden bulacağım. Umutsuzca anneme mektup yazdım. Bir hafta sonra on lira geldi. İnanılır şey değil. On lira gelmişti. Annem parayı nereden buldu acaba diye günlerce düşünmüştüm. Beş lirasını öğretmenime verdim. Bana bir mandolin verdi. Onun göreceği yerlerde durmadan çalıyorum. Epeyce de öğrendim.
Okulu bitirip ilk aylığımı aldığımda annemin yanına gelmiştim. Boynuma sarıldı. Sevincinden ağlıyor.
- Oğlum aylığını aldın mı? dedi.
- Aldım anneciğim!. diyerek paraları gösterdim.
- Onun on lirasını ver de makineci Zehra Teyzeye borcumuzu ödeyelim, dedi. Zavallı anneciğim, beni okusun diye terzi Zehra Teyzeden borç almış. O kadın da kaç yıldır hiç istememiş. O zaman anladım on liranın bana nasıl yollandığını. Yüreğim parçalandı.
Bartın - Çiftlik köyünde öğretmenliğe başladım. İki yıl sonra Sarıyer’de askerliğimi bitirdim. Gazi Eğitim Enstitüsü’nün Fransızca bölümünü bitirip, Nazilli Ortaokulu’nda Fransızca öğretmenliği yaptım. Ortaöğretim Genel Müdürüyken 1965 yılında Aydın’dan milletvekili seçildim. İlk fırsatta Umurlu’ya babamın yanına gittim. Milletvekili olunca insanın seveni de çok oluyor. Eş dostla sohbet ettik. Babam boynuma sarıldı. Alnımdan öperek beni tebrik etti. Biraz mahcuptu. Mehmet Özay’ı çok severdi babam. Bir gün onunla konuşurken;
- Mehmet, bu oğlan beni mahcup etti yahu. Okuyacağım diye ağlarken “okuyup da mebus mu olacaksın” demiştim. Allahın işini görüyor musun? Mebus oldu benim oğlan.
Hayatta hiçbir zorluktan yılmayacaksın. Hani eskiler “kul sıkışmayınca hızır yetişmez” demişler ya istedikten sonra aşılmayacak engel yoktur.
Elinde “Şu çılgın Türkler” adlı yapıt vardı.
- Şu kitabı okurken Fransa’da duyduğum bir sözü anımsadım. “Türkler zor işleri başarır, sıradan işlerle ilgilenmezler” demişlerdi. Ne kadar da doğru.
İki dönem milletvekilliği yaptıktan sonra Mustafa Kemal turist rehberi olarak yurdunu adım adım dolaştı. Yabancı turistlerin yurdumuzun kültürünü doğru anlamasına yardımcı oldu. Londra Büyükelçiğilimizde Kültür Ateşeliği görevinde bulundu. İlerleyen yaşına karşın Aydın’daki tüm yazarlara ve düşünürlere bilgi birikimiyle yardımcı oluyor. Hâlâ, engel tanımadan tüm zorlukları aşmasını biliyor. Yoksul çocukların okumasına yardımcı oluyor.
Kitaptan başını kaldırarak, kırmızı mor karşımı batan güneşin denizdeki ışıklarına baktı. Gözünde cam kırığı yıldızlar uçuştu.

- Hem gecesi güzel hem de gündüzü.
Bırakılır gidilir mi hiç bu yeryüzü, diye mırıldanırken güneşin kızıllığı yüzüne vuruyordu.

Etem ORUÇ

Bağlantı » »

Yazan:gÜLSÜM | Tarih: 2006-07-09 13:31:51
Konu: BES MAYMUN

SAYFAYI ACARACMAZ HIKAYE BASLADIM OKUMAYA AMA SARKI BENIM COK SEVDIGIM SARKI OLDUGU ICIN GÖZ YASLARI ICIN DE BOGULMAYI BASLADIM HIKAYE OKUYAMADIM ANLICAN SENIN SAYFANI ACDIMMI HEP AGLAYAYARAK CIKIS YAPIYORUM KARDESIM BEN EN IYISI MINIKHOROZ NE YAPMIS BAKIYIMDA BIRAZ ONDA AGLIYIM ÖPTÜM

Bağlantı » »

Yazan:nisan20 | Tarih: 2006-07-09 01:51:23
Konu: selam

kafam karisti valla bir kuru dört islak,üc kuru iki islak bune askim matematik sorusu gibi ama yazik maymunlara ya oo muzlarda yemek varkan dayak yemisler.....

Bağlantı » »

Yazan:acilarparki | Tarih: 2006-07-08 10:49:25
Konu: :)

eee muzlar çürümüşmü orda :)

Bağlantı » »

Yazan:sevgicicegii | Tarih: 2006-07-08 03:12:30
Konu: EĞİTİM ŞART AMA...


EĞİTİM ŞART


Bir gün ormandaki hayvanlar bir araya gelip "Eğitim şart" dediler ve okul açmaya karar verdiler.


Bir tavşan, bir kuş, bir sincap, bir balık ve yılanbalığı yönetim kurulunu oluşturdu. Tavşan, müfredatta koşmanın bulunmasını istedi.

Kuş uçmanın dahil olmasını, balık yüzmenin dahil olmasını istedi ve sincap da ağaca tırmanmanın ve toprak kazmanın mutlaka zorunlu dersler arasında olması gerektiğini söyledi. Bütün bunları bir araya getirip bir müfredat yaptılar ve bütün hayvanların bu dersleri görmesini istediler.

Tavşan koşu dersinden A alıyor olmasına rağmen, ağaca tırmanmak onun için çok ciddi bir sorundu. Sürekli kafa üstü düşüyordu. Bir süre sonra beyni hasar gördü ve eskisi gibi koşamadı. Artık koşuda A almak yerine, C alıyordu ve tabii, ağaca tırmanmada ise her zaman zayıf alıyordu.

Kuş, uçmada çok başarılıydı, ama sıra toprak kazmaya geldiği zaman, o kadar başarılı değildi. Sürekli gagasını ve kanatlarını kırıyordu. Bir süre sonra toprak kazma notu hala F olmasına rağmen, uçma notu C'ye düşmüştü. O da ağaca tırmanmada çok zorlanıyordu.

Balık, yüzmede mükemmeldi ama ne ağaca tırmanabiliyor, ne de koşabiliyordu. Ne zaman bunları yapmaya kalkışsa ölecek gibi oluyordu. Sonunda yüzgeçleri zarar gördü ve artık yüzmeyi bile yarım yamalak yapar oldu.

Sonuçta sınıf birincisi olan hayvan, her şeyi yarım yapabilen, geri zekalı yılan balığı oldu.

Ancak eğitimciler çok mutluydu, çünkü herkes bütün dersleri görüyordu ve buna "geniş tabanlı eğitim sistemi" dediler.

Bağlantı » »

Yazan:sevgicicegii | Tarih: 2006-07-08 02:14:44
Konu: UMUYORUM Kİ...

Merhaba sevgili dostum;

Bu güzel paylaşım için çok teşekkür ederim. Umarım çocuklarımızın ve gençlerimizin ufuklarını ve düşünce dünyalarını şartlandırmalarla sınırlandırmaz; yaratıcılıklarını geliştirmelerine olanak veririz...

Sevgiyle kalın, hepinize selamlar...

Bağlantı » »

« Önceki :: Sonraki »